Logo

Kahraman ya da ‘Rol Model’!..

Kahraman ya da ‘Rol Model’!..

Ekrem Kızıltaş
Takvim

'Her nefis ölümü tadacaktır' buyuruyor Cenab-ı Hakk… Fuat Sezgin de bu emre uydu ve 94 yaşında Hakk'a yürüdü…

94 yıllık çileli, belli ki her anı çalışmayla geçmiş ibretlerle, hikmetlerle dolu bir hayat. Her gün 12-13 saat çalışırken, Alman hocasının 'bilim adamı olmak istiyorsan daha fazla çalışmalısın' sözü üzerine 70 yaşına kadar günde 17-18 saat çalışan birisiydi Fuat Sezgin.

Türkiye'de çalışma imkanı elinden alındığı için Almanya'ya gitmek zorunda kalması: 'Olanda hayır vardır' sözünün canlı bir ispatı sanki.

'İslam Medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak batılılara anlatmaktan daha zor' diyen ve ömrünü o medeniyetin büyüklüğünü batılılara anlattıktan sonra kendi insanımıza da anlatmaya adayan bir bilim insanıydı, Fuat Sezgin.

'İlim Çınarı', 'Bilimin Kutbu'… Bunlar da hayat boyu süren çalışmalarında biriktirdiklerini sonunda kendi ülkesine taşıyan Fuat Hoca'yı anlatan sözlerden bazıları.

Eserleri yanında, kurduğu İslam alimlerinin keşif ve icatlarının modellerini de içeren 45 bin ciltlik Bilimler Tarihi Müzesi, Fuat Hoca'nın insanlığa yaptığı en büyük hizmetlerden birisi.

Fuat Hoca'nın en çarpıcı olan sözlerinden birisi şöyle: "40 senedir Frankfurt'tayım, ama hiçbir yerini gezmeye fırsatım olmadı…"

'Naz Makamı'…

Fuat Sezgin Hoca için rahmete vesile olması dileğiyle, hazırlamakta olduğu 'Osmanlı'dan Günümüze İcazetname ve Diplomalar' isimli kitap için vefatından kısa bir süre önce kendisi ile görüşen Koleksiyoner Enver Beşinci'ye anlattığı bir hatırayı size aktarmakta fayda var:

"60 yıl boyunca dünyanın her yerinden kendi imkanlarımla topladığım son derece nadir 45 bin kitabı kendi kütüphanemde bulunduruyordum. Sayın Cumhurbaşkanının ve Türkiye'nin atılım içinde olduğunu görünce heyecanlandım ve çalışmalarımın gelecek nesillere ışık tutması için yapılan teklife olumlu cevap vererek, kitaplarımın Türkiye'ye gelmesine razı oldum.

Ekibimin hazırlıkları yürütmesi sonrası Türkiye'ye gönderme aşamasında havalimanında Alman polisi tarafından adeta bir terörist muamelesine tabi tutuldum, Kitaplarımın Alman devletine ait olduğunu, Türkiye'ye götüremeyeceğimi söylüyorlardı. Önce şaka sandım ama baktım ki polisler ciddi. Medya da orada. Kitap kolilerimi arınmış alana taşıtacaklarını ve mahkeme sona erene kadar orada kalacağı söylendi.

Bir süre sonra Cumhurbaşkanımızın oğlu Bilal Erdoğan aradı ve 'size nasıl yardımcı olabiliriz' diye sordu. Kendisine teşekkür edip, 'bu benim sorunum, Türkiye'nin değil' diyerek çalışmalara başladım.

Böylelikle aylar geçti. Problem büyüktü. Marmara Üniversitesi'nin bana fahri doktora unvanı verme töreninde sayın Cumhurbaşkanımızla çekilmiş bir fotoğrafın da 'Türkiye Cumhurbaşkanı ile ortak çalışan ve ona destek veren' gibi ibarelerle dosyaya konulduğunu gördüm.

O aralar sıkıntıdan hiç uyuyamaz oldum. Uykusuz gecelerin birinde sabaha karşı bir hal oldu. Uzandığım yerden ayağa kalktım ve dudaklarımdan gayri ihtiyari, 'Allahım, bu kadar sıkıntı çektiğim halde bana duyarsız mı kalacaksın?.. Günlerdir sıkıntı içindeyim ve uyuyamıyorum, senin yardımını bekliyorum!..' sözleri döküldü…

Kendisine anlatıldığında Prof. Dr. Ekrem Demirli'nin: 'Fuat Hoca 'Naz Makamı'nda imiş' dediği bu sözlerden az sonra telefon çalar. Arayan Alman federal savcılardan birisidir. Kitapların kendisinin olduğunu ve sevkiyatı yapabileceğini söyler… Naz Makamı böyle bir şey olsa gerek…

Çocuklarımıza kahraman ya da rol model olarak gösterebileceğimiz Prof. Dr. Fuat Sezgin'e Cenab-ı Hakk'tan rahmet, ailesi ve yakınlarına sabırlar diliyorum.

  • 02/07/2018