Logo

Makaleler

Collection Dergisi Yazımız

Collection Dergisi
Enver Beşinci
Eğitim tarihi şüphesiz bir toplumun sosyo-kültürel gelişmesinin aynasıdır ve devletlerin de bütün gelişmesinin altyapısı olan kültürel ilerlemesinin göstergesidir. Bu yönüyle eğitim, kültür ve medeniyetin oluşmasında ve aktarılmasında en önemli role sahiptir.

Yayın Tarihi: 11.10.2022

Eğitim tarihi şüphesiz bir toplumun sosyo-kültürel gelişmesinin aynasıdır ve devletlerin de bütün gelişmesinin altyapısı olan kültürel ilerlemesinin göstergesidir. Bu yönüyle eğitim, kültür ve medeniyetin oluşmasında ve aktarılmasında en önemli role sahiptir.

"Osmanlı'dan Günümüze - İcâzetten Diplomaya" adlı koleksiyonumuzda, eğitim tarihimizi, icâzetler, şehâdetnâmeler, tasdiknâmeler, rüûs'lar, diplomalar, karneler ve bitirme belgeleri gibi isimlerle devam eden bir gelişim rotasında ele aldık. Bu gelişim çizgisi içinde, biçimden içeriğe nelerin değiştiğini, geliştiğini görsel olarak da ortaya koyan çok sayıda belgeyi bir araya getirdik, bunların yorumlarını yapmaya çalıştık.

Günümüzden yüzyıllar önce geleneksel eğitim iki ana mecrada gerçekleşiyordu; küçük yaştaki çocuklar ilk eğitimlerini oturdukları mahalledeki sibyan mekteplerinde tamamladıktan sonra, ya devlet bürokrasisine dahil olacakları "Enderun Mektebi"ne gidiyor, ya da daha yüksek bir tahsil için zamanın yüksek öğrenim kurumları olan medreselere devam ediyorlardı.

Her iki durumda da bu yerlerde yeterlilik/mezuniyet belgesi olarak icâzetnâme ve bazı durumlarda da şehâdetnâme veriliyordu.

 İcâzetnâme, bugünkü tâbir ile bir medrese/okul talebesinin tedris/okuma hayatına atılabileceğini gösteren diploma demektir.

Diploma: Bir hukuk kavramı olarak ortaya çıkan ve eski Yunan’da “iki levha arasına yazılmış hukuk akdi” ,Grekçe'de, ikiye katlanmış şey, katlanmış kâğıt, ruhsatnâme, dosya ve berat gibi anlamlar taşır. Latince karşılığı ise, “tavsiyenâme veya yetki belgesi” dir.

 Fransızca diplôme kelimesi ruhsatname ve her türlü resmi evrak anlamındadır.

 Osmanlı dönemi Türkçesinde  kelime, Medreselerde izin belgesi anlamındaki icâzetnâme yanında berat ve ruhsat kelimeleriyle de eş anlamlı olarak şu şekilde kullanılmıştır.

Medrese talebesi, medrese derslerine başladığı tarihten itibaren hangi dersten hangi kitabı veya kitapları okumuşsa, o kitapların adlarının zikredilmesi suretiyle ders okuduğu hocasından bir belge/vesika alır ve bununla bir üst derecedeki eğitime/derse devam eder ve böylece medrese derslerini ikmal edip ders okutmaya müsaade ve selahiyetini havi en son icâzetnâme ile müderrislik ve kadılık yoluna girmiş olurdu.

Verilen bu icâzetnâmede müderris kendi ismini yazdıktan sonra, kendisi o ilmi kimden okuduğunu/aldığını, hocasının kim olduğunu ve silsile halinde hocalarının hocalarını da sayıp belirterek bu yolla ilimdeki gücünü ve selahiyetini de göstermiş olurdu.

İlim, esas itibari ile hiyerarşik ve otoriter bir yapıya sahiptir. Bilgi yukarıdan aşağıya (Allah'tan hazreti peygambere / peygamberden insana / alimden insana ve talebeye) doğru akar, bu yüzden üstatla-âlimle talebe, elbette ilim önünde eşit değildir, en azından biri verici biri de alıcıdır.

İlmin intikali, aktarılması, talebe açısından ilmin tesahhübü (sahiplenmesi, korunması), aynı zamanda bir bilgi mantığının, bir üslubun, ahlâkın, bir değerler ve teamüller dünyasının oluşması, sürdürülmesi ve tahkim edilerek devredilmesi demektir.

Bu yönüyle bütün icâzet silsileleri, ilim adamları/âlimler ve ârifler silsilesi üzerinden ilim ve irfanın kaynağı olarak Hz. Peygamber'e, oradan Cebrail'e ve daha da ileride, nihai olarak yüce Allah'a kadar çıkarılıp dayandırılır. Bu, talebenin gurura kapılmasını, her şeyin kendine ait olmadığını, başarının en sonunda Allah’tan geldiğini gösteren bir şey olduğunu, dolayısıyla ilim ahlâkını da sağlamış olurdu.

İcâzetnâmelerdeki silsile, sahibinin ilminin sıhhatini olduğu kadar, hangi koldan geldiğini de gösterirdi. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Felsefe, Hikemiyat ve Fenni ilimlere göre değişen bu silsile, 13. asırdan itibaren, Selçuklulardan Fahreddin Razi ve oradan İmam Gazalî yoluyla Osmanlı memleketlerine girişini de gösterirdi. Bu belgeler sayesinde, Osmanlı medreselerindeki ana damarın Fahreddin Razi olduğunu da görmüş oluyoruz.

Burada, daha güncel olması ve daha iyi anlaşılması açısından Osmanlı'nın son dönem ilim adamlarından, Bilim Tarihi'nin kurucu babası sayılan Salih Zeki Bey'in (1864-1921) bu ekolden olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.

 

KAYNAKÇA:

  • KARA İsmail: “Unuttuklarını Hatırla!”. İstanbul, Dîvân cild:15, sayı:28 (2010/1).
  • İPŞİRLİ Mehmet: “Osmanlı ilmiyesi” İstanbul, Kronik 1. Baskı,2021.
  • MAKDİSİ George: “Ortaçağ’da Yüksek Öğretim (İslam Dünyası ve Hristiyan Batı),  İstanbul, Klasik, 2012.
  • BEŞİNCİ Enver: “Osmanlı’dan Günümüze İcâzetten Diplomaya”. İstanbul ,Kültür AŞ, 2019.